Kastamonu Konakları main_sep Konaklar
KONAKLAR

Kastamonu Konakları’nda yaşamı değerlendirmeden önce, konakları ortaya çıkaran kültürel yapının değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü Kastamonu’da kendi özgünlüğünü ortaya koyan ve ‘bu bir Kastamonu Konağıdır’ diyebileceğiniz bir konak varlığından söz edilemez. Bunun nedeni şöyle açıklanabilir: Hem Beylikler, hem de Osmanlı Dönemi’ni kapsayan çok uzun zaman diliminde sürekli eyalet merkezi olan Kastamonu, İmparatorluk hakimiyet ve nüfuz bölgelerinde yetişen birçok yöneticiye de ev sahipliği yapmıştır.

Elbette ki her yönetici ve devlet görevlisi kendi coğrafyasının vermiş olduğu kültür birikimini de Kastamonu’ya taşımıştır. Bu nedenledir ki, halen mevcut 534 adet Taşınmaz Kültür Varlığı olarak tescilli konakların cephe özelliklerinin birbirine benzemeyişi başka türlü izah edilemez. Coğrafyasına saygılı ve oturduğu eğimi en verimli biçimde değerlendiren bir anlayışla inşa edilen “Kastamonu Konakları” çok benzetilen Safranbolu Evleri’nden ayrılır.Temel olarak Safranbolu Evleri toplayıcılıktan gelen bir Pazar olmanın da kazandırdığı bir yapı ile, Çarşı-Bağ evi anlayışının belirgin özelliklerini taşır. Yani mevsimsel bir yaşam için dizayn edilmişlerdir. Pencereler bu mevsimlik yaşama göre yapılmıştır. Strüktür, kullanılan malzeme ve iç alan düzenlemelerinde benzerlikleri bulunmasına rağmen, belirgin bir ayrımdan da söz etmek mümkündür.

Genellikle üç katlı ve bahçeli olan Kastamonu Konakları’nda, birinci kat, Safranbolu Evleri’nde olduğu gibi sağır değildir. Tamamen sokağa açık ve evin hanımının günlük kullanım ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. İkinci kat, ailenin yaşam alanı, üçüncü katlar ise konuklar için, özellikle hatırlı ve “yatı” konukları içindir.

Yukarıda birinci katın işlevinden bahsetmiştik. Bunu biraz açalım. Evin hanımı, yemek, ekmek, mevsim hazırlıklarını bu katta yapar. Kastamonu’nun 52 çeşit ekmeği, 835 çeşit yemeği olduğunun özellikle altını çizmek gerekir. Yaz ve kış için sürekli hazırlık yapması gereken evin hanımı için kullandığı bu alanın önemi bir kez daha ortaya çıkar. Hele ki 1970’lere kadar devam eden ataerkil (aslında anaerkil) aile yapısı kadını sürekli üretken kılmıştır. Bu nedenle ocak ve ocak içine yapılan fırın; 540 adedi ülkemizin diğer bölgeleri tarafından bilinmeyen yemeklerin pişirilmesi, çeşitli şerbet, pestil, reçel, turşu v.b.gibi hazırlıklar için evin hanımına gereklidir. Kaç göçü olmayan aile yakınları ile, kapı bir komşuların kabulü, ağırlanmaları, müşterek üretimler (sucuk imali ) bu nedenle hep birinci kat yaşamına dahildir. Bir konak içinde ikinci, hatta üçüncü kuşağa kadar müşterek yaşandığı için kalabalık bir nüfus ortaya çıkar. Bu kendi içinde bir iş bölümünü gerektirir. Kastamonu Konakları’nda hizmetçi ve halayığa pek rastlanmaz. Ancak konak zenginliğini bütünleyen köy sahipliğinin gereği olan tarımsal üretim için “ortakçı” ya da bu işleri yürüten ‘kâhya aile’ bir vakıadır. Zaman zaman bu aile bireyleri kentte bulunan konağın hizmetleri için yardımcı olurlar.

İkinci kat, aile bireylerinin kullanım alanıdır. Anne, baba, çocuklar damat ( güvey ), gelin bu mekânı paylaşırlar. Osmanlı toplum yaşayışının tipik örneği olan bu yaşam alanında herkes kendi odasında hayatiyet bulur ve ihtiyaçlar buna göre düzenlenmiştir. Baş oda denilen odanın dışındaki her oda gerektiğinde yatak odası haline gelebilir. Ocak, gusülhane ( dolap-şakadolabı ) vazgeçilmez bir ayrıntıdır. Yemek hep birlikte yenir. Değer verilen misafirler baş odada ağırlanır. Törensel ya da bir ritüel gerektiren eylemlerde de “Baş oda” kullanılır. Bayram kabulleri, kız istenmesi ya da ailece önemli sayılan bir olayın kutlanması gibi. Evde gelin varsa genel işleyiş kaynana denetiminde, ama gelin tarafından icra edilir. Yatakların toplanması ve kahvaltının ardından, “efendi”ler işlerine “selavatlandıktan” sonra günlük işlere dönülür. Konakların pek azında kendi özel hamamı bulunur. Hamam ihtiyacı genel hamamlarda giderilmiştir. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı günlerde haftada bir gün muhakkak Hamam’a giderler. Üçüncü kat, önemli ve yatıya gelen misafirler için düzenlenmiştir. Kat tamamen konuğa tahsis edilir. Bu nedenle aile zenginliğini ortaya koyacak eşyalarla tefriş edilir. En değerli halılar, lambalar, yatak takımları ve oturma takımları bu katta yer alır.

Yaşayan Konaklar 

Kastamonu’da halen fiziken varlığını sürdüren ve çoğunda ikamet edilen 534 adet tescilli konak vardır. Aslında bunların hepsine “konak” demek kanımızca doğru değildir. Zira, bir Türk evinin, konak sıfatını hakedebilmesi için, kalabalık bir aileyi ( 2-3 kuşak bir arada ) barındıran, haremlik ve selamlık bölümleri ayrı olan ve bunu mimarisinde de gösteren ( her iki bölümün ayrı girişi gibi ), görkemli bir yapı olması gerekir. Kastamonu’nun, yüzyıllar boyunca Osmanlı’nın çok önemli bir eyaleti olması ve Kastamonu kent merkezinin de bu idari ve ekonomik yapının merkezi olması nedeniyle, bu tarife uyan konaklar fazlasıyla mevcuttu. Bugün de günümüze bunlardan bazıları ulaşabilmiştir. Bunlar, sahibi olan köklü ve geniş ailelerin ismiyle anılırlar. Örneğin: Keskinler Konağı, Uğurlu Konağı, Oğuzlar Konağı gibi. Ancak günümüzde Kastamonu’da varlığını sürdüren ve yaşları ortalama 100-150 yıl arasında değişen tarihi ahşap yapıların çoğu, son derece ince zevkle yapılmış, orta veya büyük “Kastamonu Evleri” dir. Bunlar mimari özelliklerini korumuş olmakla birlikte, içlerindeki hayat, değişen yaşam koşullarına ayak uydurmuş ve yine sıhhi tesisat ve ısınma ihtiyaçlarına göre, içte bazı zorunlu değişiklikler yapılmıştır. Bu yapıların hızla yıpranması ve onarımlarının özel izinlere tabi ve çok pahalı olması, bunlarda yaşayan aileleri zor durumlarda bırakmakta ve eski ev ve konakların terkedilmesi sürecini hızlandırmaktadır. Bugün Kastamonu’da en çok tarihi ev ve konak, Kale çevresinde ve Kale altından başlayarak, Nasrullah Meydanı’na ve çarşıya doğru yelpaze gibi açılan bir bölgede yer almaktadır. Karaçomak Deresi’nin karşı kıyısında da eski evlerden oluşan mahalleler hala mevcuttur. 1960’larla birlikte başlayan imar hareketleri sırasında, “modernleşme” gerekçesiyle, kente tarihi görünümünü veren çok sayıda konak yıkılmış ve yerlerine yüksek beton binalar yapılmıştır. Son yıllarda gelişen koruma bilinci ve özellikle son altı yılda Kastamonu Valiliği’nin başlattığı ‘Tarihi Canlandırma’ atılımıyla, birçok tarihi bina tescillenmiş ve restore edilmiştir. Bu yapıların hemen hepsi kamusal işlevler yüklenmişlerdir. Şimdi artık yapılması gereken, sivil toplumun, kendine ait yapıları konut, işyeri, vb. gibi sivil işlevlerle yeniden canlandıracakları yeni bir atılımın başlatılmasıdır.

Restorasyon Çalışmaları 

Kastamonu Valiliği, 1998 yılından başlayarak, bir dizi tarihi konağı aslına uygun olarak restore ederek, değişik kamu hizmetlerine kazandırmıştır. Bu konakların restorasyonu, yine Valilik tarafından kurulan “Mimar Vedat Tek Anı Sanat ve Restorasyon Merkezi” tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de bir ilk olan bu örnek kurum, tarihi eserlerin restorasyonunu, teknik ekibi ve uygulama atölyeleriyle, mükemmel bir şekilde gerçekleştirmiştir.

Günümüzde de, yine Kastamonu Valiliği’nin destekleri, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hibe destekleri ve TOKİ kredi destekleriyle ve özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının giderek artan ilgisi ve çabalarıyla, giderek artan sayıda tarihi bina ve konak, başarıyla restore edilmekte ve yeni işlevlere kavuşmaktadır.